Bu meselede romantik hamaset değil, gerçeklik konuşmalı.
Çünkü ortada tartışılan şey bir yol değil; hukuk, egemenlik iddiası ve sahadaki hassas dengelerdir.
Pyla (Pile) gibi kırılgan ve uluslararası statüsü son derece hassas bir noktada “ben yaptım oldu” anlayışıyla hareket etmek, sadece sorumsuzluk değil, aynı zamanda bilinçli bir gerilim üretimidir. Bu tür adımlar, sahadaki dengeleri gözeten bir yönetim refleksinin değil, kısa vadeli siyasi hesapların ürünüdür.
Ortada tartışmaya açık olmayan bir gerçek var:
Yeşil Hat Tüzüğü yürürlüktedir ve bu tüzük, adadaki fiili durumu düzenleyen temel çerçevelerden biridir. Bu çerçeveye göre ara bölge Birleşmiş Milletler kontrolündedir; bu bölgede izinsiz herhangi bir inşai faaliyet yürütülemez, statü değiştirilemez ve en basit altyapı girişimi dahi BM onayı olmadan hayata geçirilemez.
Bu sadece teknik bir prosedür değil; uluslararası düzenin sahadaki karşılığıdır.
Buna rağmen, Pile’den geçirilmek istenen bir yolun BM denetimindeki ara bölgeyi fiilen zorlayarak hayata geçirilmeye çalışılması, hukukla değil, dayatmayla açıklanabilir. Bu bir proje değildir; bu, uluslararası statüyü test etme ve sınırları zorlayarak fiili durum yaratma girişimidir.
Bu noktada gerçeği açıkça söylemek gerekir:
İzin yoksa, o yol yapılamaz.
Bu bir yorum değil, hukuki bir zorunluluktur.
Ancak mesele yalnızca hukuki ihlal boyutuyla sınırlı değil. Asıl sorun, bu sürecin nasıl yönetildiği—daha doğrusu yönetilemediğidir.
Ortada dikkatle ele alınması gereken bir hassasiyet varken, çıkıp tankın önünde poz vererek “güç gösterisi” yapmak nedir? Bu görüntü kime neyi ispatlama çabasıdır? Diplomasiyle çözülmesi gereken bir meselede, sahaya teatral mesajlar vermek, sorumluluk değil; açık bir yönetim zaafıdır.
Bu liderlik değildir.
Bu, krizi yönetemeyenlerin krizi büyütme refleksidir.
Gerginlik yokken gerginlik üretmek, tansiyonu bilinçli şekilde yükseltmek ve bunu siyasi bir sahneye dönüştürmek; halkın gerçek ihtiyaçlarını gölgeleyen, riskleri ise büyüten bir yaklaşımdır. Bu tür hamleler kısa vadede alkış toplasa da orta ve uzun vadede hem diplomatik alanı daraltır hem de sahadaki kırılganlığı artırır.
Bugün “ulaşım ihtiyacı” söylemiyle meşrulaştırılmaya çalışılan bu adımın zamanlaması ve yöntemi, doğal olarak soru işaretleri doğurmaktadır. Çünkü ortada bir gecede ortaya çıkmış yeni bir ihtiyaç yoktur. Aynı coğrafya, aynı yollar, aynı koşullar yıllardır mevcuttur. Eğer bir konu bir anda “acil” hale getiriliyorsa, burada ihtiyaçtan çok siyasi tercihlerin belirleyici olduğu açıktır.
Alternatiflerin var olduğu, hukuki zeminin bu kadar net olduğu ve uluslararası dengelerin bu kadar hassas olduğu bir ortamda bu ısrarın adı hizmet değildir. Bu, sahada fiili durum yaratma çabasıdır. Ve fiili durum siyaseti, kısa vadede manevra alanı sağlasa da uzun vadede çözümü daha da zorlaştırır.
Daha da önemlisi, krizi çözmesi gereken aktörlerin bizzat krizin parçası haline gelmesidir. Yönetim dediğin şey gerilimi tırmandırmak değil, düşürmektir. Yönetim dediğin şey, sembolik güç gösterileriyle değil, akılcı ve dengeli adımlarla ilerlemektir.
Tankın önünde poz vermek kolaydır.
Zor olan, masada çözüm üretmektir.
Bugün sergilenen tablo ne yazık ki yönetim ciddiyetinden uzak, iletişim ve görüntü odaklı bir siyasi yaklaşımı işaret etmektedir. Oysa bu coğrafyada görüntü değil denge, refleks değil akıl, hamaset değil diplomasi gereklidir.
Çünkü bu tür hassas başlıklarda atılan her yanlış adım sadece bugünü değil, yarını da ipotek altına alır.
Sonuç olarak;
Bu mesele bir yol meselesi değildir.
Bu mesele, yönetme kapasitesi ile siyasi şov arasındaki farkın test edildiği bir eşiktir.
Ve bugün gördüğümüz şey ne yazık ki nettir:
Yönetim yerine gösteri,
çözüm yerine gerilim,
sorumluluk yerine siyasi tiyatro tercih edilmiştir.
Bunun bedelini ise her zaman olduğu gibi halk ödeyecektir. Çünkü gerilim yükseldiğinde zarar gören ekonomi olur, güvenlik olur, diplomasi olur. Kazanan ise sadece kısa vadeli siyasi hesaplar olur.
Oysa gerçek liderlik, krizden güç devşirmek değil; krizi büyümeden yönetebilmektir. Bugün eksik olan tam da budur.
Tank önünde şov; hukuk varken masa varken bu poz kime, bu gösteri siyaseti kimin için?
0
Paylaş




